Askerlik Anıları – 1

Aslında askerden geleli epey bir vakit oldu. Fakat çok çok çok uzun zamandır yazı yazmıyorum. Eskiden nede çok yazardım. Artık vaktimi pek iyi kullanamıyorum sanırım. Neyse tekrardan yazmaya başlıyorum. O yüzden yazmaya hayatımın en çok etkileyen bölümü olan askerlik anılarından başlamak geldi içimden.

Askerlik için üniversiteden haziranda mezun olduktan iki ay sonra tecilimi bozdurdum ve Kasım celbinde askere gideceğim kesinleşti. Daha doğrusu benim askere gittiğim dönem a grubu ve b grubu olarak adlandırılan ve askerler arasında asil – fosil olarak geçen bir sistem bulunuyordu. Eğer a grubu çıkarsa Kasım ayında, b grubu çıkarsa Aralık ortası gidiliyordu. Ayrıca lisans mezunu olduğum için yedek subay gitme ihtimalim vardı. Ben kısa dönem tercih etmiştim ama bazen ne istediğine pek bakmadıkları oluyordu. O yüzden bilgiler açıklanana kadar dört ihtimal arasında hangisinin olacağını ve nerede askerlik yapacağımı beklemek oldukça heyecanlıydı. Sonuçlar yaklaşık 1 hafta kala açıklandı. 28. Mekanize Piyade Komutanlığı, Çankırı Merkez hem eğitim birliğim hem esas birliğim olduğu yazılıydı. Hemen araştırmaya başladım neymiş bu mekanize piyade diye, oyunlarda hızlı üretilen hemen ölen pek bir işe yaramayan ama işte asker olsun diye yapılan askerlerden olacaktım 🙂 Olsun buda güzel dedim. Çankırı diye bir memleketin varlığından haberi olmayan, hatta orası nereye bağlı diye askerlik şubesine soran arkadaşların olduğunu ancak oraya gidince öğrendim 🙂

Çankırı’ya 1 kasım sabahı 06.00 gibi indik. İndik diyorum çünkü biz artık İstanbul’lular olarak grup olmuştuk. Facebook üzerinden gruplaştık ve seyahat sırasında da muhabbet sohbet derken oldukça kalabalık olmuştuk. Kahvaltı yaptık ardından şehri gezdikten sonra ki bu yaklaşık 10-15 dakika sürüyor, bir kahvehaneye oturup vakit geçirdik.

O gün akşam 17.00’a kadar birliğe katılma süremiz bulunuyordu. Bir kaçımız aramızdan erken ayrıldı ama biz 15.00 civarlarına kadar şehirde vakit geçirdik. Öğlen yemeği yedik son kez doya doya 🙂 Orada berbere gidip tıraş olan arkadaşlar, asker hattı çıkaranlar vs zaten vakit su gibi geçti ve birliğimize doğru yola koyulduk. Zaten şehir oldukça küçük olduğu için ve kışla şehirden biraz yüksekte olduğu için her yerden görülüyordu. Hele o mavi göklerin beyaz ve kızıl süsünü görmemek mümkün değildi. Nizamiyeye baya yaklaşmıştık ki askeri minibüs yolumuzu kesip atlayın götürelim dediler. Nizamiyeye arabayla girmiş olduk. Kapıda sıraya dizilip beklemeye başladık. Üst baş araması yapılıp giriş sırasına göre takımlara ve mangalara böldüler. İstanbul grubu olarak beraber girdiğimiz için bizim takımın çoğu İstanbul’lu olmuş oldu iyi oldu. Mesele İstanbul’lu olmaları değil tabi tanışık olmamız. Bir günde olsa sivilden tanışıyorduk insana rahatlık veriyor.

Uzm. Çvş. Eren komutan manga komutanımdı aldı bizi spor salonuna götürdü. Önce rehberlik konuşması yapıldı sonra bilgi formu gibi bir şey doldurduk ve imzaladık, artık Türk Silahlı Kuvvetlerine aittik. 369.KD – 97/3 Tertip olduğumu da orada öğrenmiştim.  Kamuflajlar verilmeye başlandı. Bizim kıyafetler standart olarak rastgele dağıtıldı, ama isteklere riayet ettiler ben normal bot numaramdan bir büyük numara bot aldım. Pantalonum biraz dar, kabanım oldukça boldu. Ama tabi bunları sonradan farkettim. Aldığım kıyafetleri valize koyup komutanı takip ettik. Çamurlu dik bir yokuştan çıkıp koğuşlar bölgesine geldik. Koğuşumuz gösterildi ve valizleri bırakıp yemeğe geçtik. Akşam yemeğini yedikten sonra koğuşa tekrar geçtik. Tuhaf olan Çankırı’da ilk defa acemi birliğine asker geliyordu, bizim kısa dönem olmamız zaten oradaki askerler için gıcık olmaya yetiyordu birde sivil sivil içeride geziyorduk. Çankırı, daha doğrusu 28. mekanize cezalı bir tugaydı. Komutanlar bizi sürekli diğer askerlere karşı uyarıyordu, yemekhaneye normal yemek saatinden önce girip onlar gelmeden biz çıkıyorduk yaklaşık üç gün boyunca kamuflaj giymedik, sivil kıyafetlerle gezdik. Çünkü orada misafirdik. Çankırı’da eğitim birliği için hatta yatacak yer olmadığı için Ankara Mamak’a gidecektik. Takımlar peyder pey Ankara’ya taşınıyordu. Yaklaşık olarak 200 kişiydik. Mamak’a gittiğimizde ben resmen çöktüm. Çünkü orası çok ama çok büyük bir yer. Koğuşlar bölgesinden yemekhaneye 1600 metre yol var ve her gün üç defa gidip geleceğimiz ölmediğimiz sürece kesindi. Ben hayatımda o kadar yol yürümemişimdir.

Ama o moral bozukluğunu Diyarbakırlı İlyas abim sayesinde aştım. Kendisi edebiyat öğretmeni, mükemmel insan, güler yüzlü, tam bir adamdır. İlyas abiden bolca bahsedeceğim ileride. Askerliğe giriş 101 kısmını burada bitirelim 🙂

Soldan sağa: Yozgatlı Serkan, Fatih Abi, Umut, Ben, Mustafa Abi, İlyas abi, Mecnun abi ve Muhammed

 

Acemi birliği anıları için Askerlik Anıları 2 yazımı okuyabilirsiniz.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir